TÜİK’in 2024 verileri, çocuklara ilişkin güvenlik istatistiklerinde artık geçiştirilemeyecek bir tabloyu ortaya koyuyor. Suça sürüklenme nedeniyle güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2015’te 133 bin 829 iken, 2024’te 202 bin 785’e yükselmiş durumda.
Bu, on yılda yüzde 51,5’lik bir artış anlamına geliyor. Ancak asıl dikkat çekici nokta, sadece toplam sayının büyümesi değil; artışın niteliği. Çünkü çocukların karıştığı olaylar, klasik malvarlığı suçlarından çok, şiddet, tehdit, uyuşturucu ve yüksek risk içeren alanlarda yoğunlaşıyor.
Veriler bunu açık biçimde gösteriyor. Yaralama olayları on yılda yüzde 78,6 artmış. Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma, satma ve satın alma ile ilgili olaylar yüzde 119,5 yükselmiş. Tehdit suçlarında artış yüzde 89,9, cinsel suçlarda yüzde 103,5, bilişim suçlarında yüzde 151,9, genel tehlike yaratan suçlarda ise yüzde 185,1. Buna karşılık hırsızlıkta yüzde 8,8’lik bir düşüş var. Bu tablo, çocuk suçluluğunun biçim değiştirdiğini gösteriyor. Sorun yalnızca daha fazla çocuk değil; daha ağır, daha şiddetli ve daha karmaşık risk alanlarıyla karşı karşıya olmamız.
Peki bu artışın nedeni ne? Çocuklar bir sabah ansızın “suçlu” olarak uyanmıyor. Çocukları suça sürükleyen şey, çoğu zaman bireysel tercihten çok toplumsal ihmal oluyor. Yoksulluk, eğitimden kopuş, aile içi gerilim, mahalle ölçeğinde güvensizlik, akran baskısı, şiddetin gündelik hayatta normalleşmesi ve dijital alanların denetimsizliği bu sürecin önemli parçaları. Özellikle uyuşturucu bağlantılı suçlardaki yükseliş, sadece bir asayiş meselesi değil; aynı zamanda halk sağlığı, sosyal hizmet ve gençlik politikası sorunu.
Bu nedenle meseleye yalnızca güvenlikçi bir çerçeveden bakmak büyük bir eksiklik olur. Çocuk adaletinin temel sorusu “nasıl cezalandırırız?” değil, “nasıl koruruz, nasıl önleriz?” olmalıdır. Okul terkiyle mücadele edilmeden, aile destek programları güçlendirilmeden, çocuklara erişilebilir psikososyal destek sunulmadan ve bağımlılıkla mücadelede erken müdahale mekanizmaları kurulmadan bu tabloyu tersine çevirmek kolay görünmüyor.
Çocukların suça sürüklenmesi, aslında bir toplumun kendi çocuklarını ne kadar koruyabildiğinin göstergesidir. Veriler yalnızca çocukları değil, yetişkinlerin kurduğu düzeni de yargılıyor. Asıl soru şu: Çocukları suçtan uzak tutacak sosyal zemini kurmadan, sadece sonuçlara bakarak neyi düzeltebiliriz?
